Pietro Formis için fotoğrafçılık ne yolculuğunun başlangıcı ne de sonu. Daha ziyade yaban hayatı deneyimini besleyen, keşiflerini sürdürmesini sağlayan ve onu yeni keşiflere ve yeni hedeflere yönlendiren bir süreç. Tüm bunlar olurken portföyü de her biri parlak renkler ve nefes kesici ayrıntılarla çekilmiş muhteşem deniz canlılarıyla dolup taşıyor.
Pietro'nun dalgaların altındaki ilk deneyimleri, babası tarafından bir tüplü dalış kursuna davet edildiğinde başladı ancak fotoğrafçılık buna yeni bir boyut kazandırdı. “Dalış yaptığınızda inanılmaz ve farklı bir dünyaya tanık oluyorsunuz.” diyen Pietro ekliyor: “Ama bu dünya fotoğrafçılıkla hayat buluyor. Fotoğrafçılık bu heyecanın önemli bir parçası. Deklanşöre her bastığınızda özel şeyler görüyorsunuz. Daha önce görülmemiş şeyler. Elektronik flaş ışığıyla ortaya çıkan parlak ve beklenmedik manzaralar. Gerçekten büyüleyici.” Makro lenslerin sunduğu keşif heyecanını yaşayan herkesin, Pietro'nun çalışmalarında da aynı şeyi fark edeceğini ve bunları su altında kullanmanın getirdiği zorlukların yanı sıra benzerlikler de olduğunu belirten Pietro şunları söylüyor: “Tıpkı karada olduğu gibi okyanus tabanında da 1 metrekare içinde yüzlerce nesne bulabileceğiniz yerler var. Resifler, keşfedilecek minyatür ormanlar gibi. Yaşam her yerde, en azından şimdilik.”
“Su altında fotoğraf çekmenin zorluğu tabii ki lensi değiştiremiyor oluşunuz ve dediğim gibi, renkleri görünür kılmak için ışıklandırma eklemeniz gerekiyor çünkü 10 metreden itibaren gördüğünüz tek şey monokrom mavi renk. Ayrıca, karada çalışan makro fotoğrafçılar netleme istiflemeyi kullanabiliyor ama biz hepsini tek bir çekimde yapmalıyız. Fotoğrafçı, nesne ve su gibi her unsur hareket halinde.” Neyse ki flaşlı fotoğrafçılık sayesinde dalgaların altında hareketleri sabit yakalamının nispeten daha kolay olduğunu açıklayan Pietro şunları söylüyor: “Su altı fotoğrafçılığının temellerinden biri de flaş ışığının doğal ışıkla ilişkisini anlamaktır. Bunda ustalaşırsanız her şeyi kontrol edebilir ve hatta yaratıcılığınızı artırabilirsiniz.”
“Dalış sırasında yönümüzü belirlemek, nesneleri bulmak ve netleme yapmak için el fenerlerinden gelen kesintisiz ışığı kullanıyoruz. Görüntünün netliğinde önemli olan flaş süresidir.” diye devam eden Pietro ekliyor: “Bu süre genellikle 1/1000 saniye olabilir ve örneğin kullanılan küçük diyafram açıklığı ayarları nedeniyle, mevcut ışık kaydedilmez ve pozlama sırasında yalnızca flaş algılanır. Böylece, fotoğrafçının ve nesnenin hareketini suda durduran etkili bir deklanşör hızı haline gelir.”
Pietro fotoğraflarına hareket ve renkli arka planlar eklemek için flaş ve mevcut ışık arasındaki dengeyle de oynadığını söylüyor. “Doğru arka planı aramak makro kompozisyonda işin yarısıdır. Bunu yapmanın bir yolu, el feneri ışığını veya doğal ışığı flaşla karıştırmaktır. Bunun için 1/5 saniyede f/18 ve 400 ISO gibi bir pozlama kullanıyorum. Bu yöntem hem mevcut ışığı hem de flaşı kaydederek yeşil alg gibi şeyleri aydınlatıyor ancak yine de nesneyi sabit yakalıyor.” Bu görüntüleri elde etmek için suya dayanıklı bir muhafaza içinde Sony Alpha 1 fotoğraf makinesini kullanan Pietro, bu amiral gemisi modelin avantajlarının çok açık olduğunu söylüyor. “Aynasız bir fotoğraf makinesine geçtiğimde ilk tercihim Alpha 1 oldu.” diye açıklayıp ekliyor: “Bunun en önemli nedeni inanılmaz otomatik netleme özelliğiydi. Akıntıyla birlikte hareket eden nesneleri çekerken bile netleme nesnede kalıyor. Bu durum kompozisyon oluşturma konusunda çok yardımcı oluyor çünkü netlemeyi hiç kaybetmeden yeniden kadrajlama yapabiliyorum.”
Pietro ayrıca daha yaratıcı pozlamalarına bakıp bunları değerlendirmek için fotoğraf makinesinin kullanımı kolay canlı önizleme özelliğini kullanıyor. “Mevcut ışığın önizlemesini görmek, ışık ve flaş karışımını anlamayı çok kolaylaştırıyor.” diye açıklayan Pietro şunları söylüyor: “20 fps Burst (seri çekim) modunu da seviyorum çünkü su altında açılar sürekli değişiyor ve bu da ihtiyacım olan tüm seçeneklere sahip olduğum anlamına geliyor.” Benzer şekilde, Alpha 1'in 50,1 MP çözünürlüğü de daha iyi görüntüler elde etmesine yardımcı oluyor. “Fotoğraf makinesindeki detaylar muhteşem.” diyerek aynı fikirde olduğunu belirten Pietro ekliyor: “Ama asıl harika olan şey çok fazla kalite kaybı olmadan yataydan dikeye kolayca kırpma yapabiliyor olmam. Diğer türlü, fotoğraf makinesini çevirdiğimde flaşların yönünü de değiştirmem gerekiyor ve bu da değerli saniyelere mâl oluyor."
Pietro hızlı otomatik netleme ve su altı makro çalışmalarında genellikle küçük diyafram açıklıklarında etkileyici netlik sağlayan FE 90mm f/2.8 Macro G OSS lense güveniyor. Ayrıca, 90 mm'nin geliştirilmiş hâli olan ve 1,4:1 büyütme, 1,4x ve 2x tele dönüştürücülerle uyumluluk ve düşük ışıkta üstün düzeyde otomatik netleme sunan, suya son derece dayanıklı yeni FE 100mm f/2.8 Macro GM OSS lensi de kullanmaya başladı. Bunun makro fotoğrafçılıkta önemli bir araç olacağını düşünüyor. “Gördüklerimi kaydetmek için deniz dünyasını fotoğraflamaya başlasam da fotoğraflar artık bilgiye ve doğayı korumaya giden bir yol hâline geldi.” diyen Pietro sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Ne zaman bir şeyin fotoğrafını çeksem, o şey hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorum. Bu da doğayı korumanın ilk adımıdır. Adım adım yaban hayatı, ekosistemler, deniz altı manzaraları hakkında bilgi edinirsiniz. Yıldan yıla, fotoğraftan fotoğrafa doğayı daha çok sevmeyi öğrenirsiniz.”