sony fx5’i ile rob murray

Kosta Rika – Yağmur Ormanının Derinliklerine Doğru

Rob Murray

Ben bir yaban hayatı görüntü yönetmeni ve bağımsız yapımcı-yönetmenim; insanlarla doğa arasındaki ilişkiyi ele alan filmler üzerinde uzmanım. Yaban hayatını basitçe ekrana yansıtmanın ötesine geçen, bunun yerine insanların ve hayvanların nasıl bir arada var olduğunu, karşılaştıkları zorlukları ve her iki tarafın da gelişip serpilmesini sağlayan çözümleri inceleyen hikâyeler daima ilgimi çekmiştir.

© Rob Murray

Bu proje için, dünyada biyolojik çeşitliliğin en zengin olduğu yerlerden biri olan Kosta Rika’nın Osa Yarımadası’nda çekim yapmak istedim. Bu bölge, dünya yüzeyinin sadece çok küçük bir alanını kaplamasına karşın olağanüstü derecede yoğun bir yaban hayatına ev sahipliği yapıyor ve doğayı koruma konusunda dünyanın en büyük başarı öykülerinden biri olarak öne çıkıyor. Yıllarca insanlar ve doğa arasındaki çatışmayı belgeledikten sonra, daha umut dolu bir hikâye anlatmak istedim: Ekosistemlere iyileşme şansı verildiğinde neler olabileceğini gösteren bir hikâye. Ayrıca tek başına çalışan bir film yapımcısı olarak nelerin mümkün olduğunu da test etmek istedim. Artık birçok yaban hayatı prodüksiyonunun daha küçük ekiplerle ve daha kısıtlı bütçelerle yürütüldüğü göz önüne alındığında, bu yalnızca temel ekipmanları taşıyan bir kişinin, üst düzey doğa tarihi hikâye anlatımı açısından yeterince çarpıcı davranış ve görüntüler yakalayıp yakalayamayacağını görme fırsatıydı.

omzunda tripod taşıyan bir adam © Rob Murray

Kosta Rika’nın inanılmaz bir doğa koruma hikâyesi var ancak filmin gerçekler ve istatistiklerden ibaret olmasını istemedim. İzleyicilerin yağmur ormanlarını anlamadan önce hissetmelerini istedim.

Yağmur ormanı çok atmosferik bir yerdir: ağaçların gölgesinde değişen ışık, gün doğumundan önceki sesler, ağaçların arasından süzülen sis. Bu gibi anlar hayvanların kendisi kadar önemlidir. Daha yavaş, daha şiirsel bir yaklaşım da filmin mesajını yansıtıyor. Burası yıkımla değil, yeniden doğmakla tanımlanan bir yer. Böceklerden tapirlere ve kırmızı Macaw papağanlarına kadar her tür, ormanın yeniden inşasında bir rol oynuyor.

ağaçtaki sarı macaw papağanı © Rob Murray

Sensör okuma hızının daha yüksek olması ne kadar önemliydi?

Yaban hayatı bir fotoğraf makinesi için en zorlu koşullardan biridir. Hayvanlar nadiren beklendiği gibi hareket eder ve tepki vermek için genellikle sadece birkaç saniyeniz olur. Sık yağmur ormanlarında ağaçların arasından geçerken yapılan hızlı pan hareketleri genellikle jöle etkisi sorunlarına neden olabilir. Yeni FX5’te ilk fark ettiğim şeylerden biri, ne yapacağı kestirilemeyen hareketleri takip ederken bana verdiği güven duygusuydu. İster ağaçların tepesindeki örümcek maymunlarını izleyeyim ister havalanan kuşları, makinenin sınırlarını hiç düşünmeyip o an gerçekleşen davranışa anında tepki verebiliyordum. Yaban hayatı film yapımcılığı alanında bu son derece önemlidir çünkü o anlar yalnızca bir kez yaşanır. Teknik engellerin ortadan kalkması ise tamamen hikâye anlatımına odaklanmanızı sağlar.

ağaçtaki bir kuşu gösteren sony fx5 arka ekranı © Rob Murray

Farklı ortamlarda çalışırken görsel devamlılığı nasıl korudunuz?

Kosta Rika’da koşullar sürekli değişir. Karanlık yağmur ormanlarının içinden parlak sahil şeritlerine, nehir ve şelale kenarlarından sert tropikal güneşin altındaki açık alanlara kadar çok farklı yerlerde çekim yapıyordum. Doğrudan fotoğraf makinesinde 16-bit X-OCN formatında kayıt yapmak bana müthiş bir güven verdi. Çekim sırasında makinede nihai bir görünüm elde etmeye çalışmak yerine, sadece pozlamaya odaklanabildim ve renk saptırma için olabildiğince fazla görüntü verisi saklayabildim. Projelerimin renklerini genellikle kendim yaptığım için çekim esnasında hep nihai görüntüyü düşünürüm. Örneğin bir gün doğumu sahnesinin daha soğuk ya da daha atmosferik bir hava taşımasını istiyorsam elimdeki dosyaların bana bu hissi sonradan şekillendirmek için gereken esnekliği sunacağını biliyordum. RAW iş akışı her mekânın kendi özgün karakterini korumasını sağlarken, tüm sahnelerin aynı sinematik evrenin birer parçası gibi hissettirmesine imkân tanıdı.

Yeni ekran ne kadar kullanışlıydı?

Genellikle tek başıma çalışan bir yaban hayatı film yapımcısı olarak yanımda nadiren bir netlik asistanı veya harici monitör olur. Zorlu arazi koşullarında her şeyi kendiniz taşımak zorunda olduğunuz için ekipman kurulumunu olabildiğince kompakt tutmak çok önemlidir. Daha büyük olan 3,5 inçlik geniş ekran görüntü özellikle son derece sığ alan derinliğine sahip uzun lenslerle manuel netleme yaparken gerçekten büyük bir fark yarattı. Ekranın yerleşik 16:9 formatı da kompozisyon kurmayı çok daha sade ve hatasız hâle getirdi. Özellikle sade bir görüntü ile çekim bilgileri arasında hızlıca geçiş yapabilmek çok hoşuma gitti. Yaban hayatında netleme ve kompozisyon her şeydir. Ekrandaki bu sade ve kalabalıktan uzak görünüm fotoğraf makinesinin gerçek bir sinema aracı gibi hissettirmesini sağladı.

örümcek yemek üzere olan kuş © Rob Murray

Çıkarılabilir elektronik vizörün bir faydası oldu mu?

Kesinlikle. Tropikal ortamlarda, özellikle sahildeki parlak ışıkta veya fotoğraf makinesini ağaçların tepesine doğru çevirdiğinizde pozlamayı LCD ekrandan değerlendirmek inanılmaz derecede zor olabilir. Çıkarılabilir elektronik vizör hantal bir harici monitör kullanmak zorunda kalmadan her türlü koşulda netliği ve pozlamayı kontrol etmek için bana son derece güvenilir bir yol sundu. Sahada çalışırken bu çok büyük bir avantaj. Riski azaltıyor, makineyi kompakt tutuyor ve daha sonra düzgün bir ekranda izlendiğinde çekimlerin kalitesini koruduğundan emin olmanızı sağlıyor.

CineAlta tarzı menü sistemi bir fark yarattı mı?

Özellikle öne çıkan anlardan biri kızıl makavları çektiğim sıradaydı. Ağaçların tepesinde beslenirlerken aniden aşağı süzüldüler ve meyveleri parçalayarak kırıntılarını aşağıdaki denize dökmeye başladılar. Davranışları saniyeler içinde değişiverdi. Hemen tam çözünürlüklü çekim modundan 3,8K’ye geçtim, kare hızını 240 fps’ye yükselttim ve değişen ışığa göre pozlamayı ayarladım. Sinema odaklı menü tasarımı sayesinde bu değişiklikleri yapmak son derece pratik ve kolay oldu. İhtiyacım olan tüm ayarlar tam da olmasını beklediğim yerdeydi. Yaban hayatı film yapımcılığında eğer hâlâ menüler arasında bir şeyler arıyorsanız o an çoktan kaçıp gitmiş demektir. Bu fotoğraf makinesi ise aksiyondan hiç kopmamamı sağladı.

lens ve mikrofon takılı sony fx5 © Rob Murray

Dahili 16-bit X-OCN uzak bölgelerdeki çekimleri nasıl etkiledi?

Yağmur ormanlarında çalışırken görüntü kalitesiyle pratiklik arasında iyi bir denge kurmak gerekir. Güç kaynakları kısıtlıdır, depolama alanı büyük bir meseledir ve bazı günler gün doğumundan gün batımına kadar aralıksız çekim yaparsınız. X-OCN C1 ve C2 seçenekleri son derece kullanışlıydı. Daha uzun süren hareketli sahnelerde kaliteden ciddi bir ödün verdiğimi hissetmeden daha verimli bir format seçebiliyordum. Bu da depolama alanı ihtiyacını azalttı, veri aktarımlarını hızlandırdı ve uzak bölgelerde yedekleme yapmayı çok daha yönetilebilir hâle getirdi. Fakat en büyük avantaj doğrudan fotoğraf makinesinde kayıt yapabilmekti. Harici RAW kaydediciler harika görüntüler sunabilse de beraberinde ek ağırlık, kablo, pil ve potansiyel arıza riskleri getiriyor. Yağmur ormanlarında yürürken fazladan her aksesuar; sağa sola takılabilecek, sizi yavaşlatacak ya da kırılabilecek bir yük hâline geliyor. Dahili RAW kaydı ise fotoğraf makinesinin son derece sade ve pratik hissettirmesini sağladı.

Görüntüler post prodüksiyonda nasıl bir performans gösterdi?

İlk fark ettiğim şey 16-bit X-OCN dosyalarının ne kadar çok veri koruduğuydu. Yağmur ormanı koşullarında derin gölgelerin arasından süzülen parlak güneş ışığı huzmeleriyle sıkça karşılaşırsınız. Normalde bu durum sizi pozlamadan ödün vermeye zorlar ancak bu dosyalar görüntüde en ufak bir bozulma yaşanmadan parlak alanları geri kazanmama ve karanlık bölgeleri aydınlatmama olanak tanıdı. Ayrıca bana büyük bir yaratıcılık özgürlüğü de sundu. Görüntülerle uğraşmak zorunda kalmadan gün doğumunun sıcaklığını, yoğun ağaç dallarının altındaki o serinliği ve yağmur ormanının o canlı yeşilliğini dilediğim gibi şekillendirebildim.

ağaçtaki bir örümcek maymunu © Rob Murray

FX3’den FX5’ye

Bugüne kadar FX3’e fazlasıyla güvendim ancak dahili 16-bit X-OCN desteği gerçekten çok büyük bir yenilik. Harici RAW kurulumları sisteme ekstra boyut, ağırlık ve karmaşıklık katıyor. FX5 ise kompakt gövde yapısını korurken, çok daha büyük bir sinema kamerasınınkine yakın bir iş akışı sunuyor. CineAlta esintili arayüz de fotoğraf makinesinin kullanım hissini tamamen değiştiriyor. Kare hızlarına, kodeklere, izleme ve pozlama ayarlarına kolayca erişilebilmesi sayesinde doğrudan film yapımı odaklı tasarlandığı açıkça anlaşılıyor. Hibrit bir makineyi işinize uydurmaya çalışıyormuş gibi değil, doğrudan bu iş için üretilmiş özel bir sinema aracı kullanıyormuşsunuz gibi hissettiriyor.

Lensler ve Yaklaşım

Ekipmanımın hafif kalması gerekiyordu. Uzak mesafeli yaban hayatı çekimlerinde, uzaktaki nesneleri yakalamak için Sony FE 200-600mm f/5.6-6.3 G OSS mükemmel bir tercihti. Sony’nin hayvanlara yönelik Eye AF sistemi özellikle tek başıma çalışırken olağanüstü bir performans sundu. FE 70-200mm f/2.8 GM OSS II erişim mesafesi, hız ve sinematik bir görünüm sağlayarak orta mesafedeki yaban hayatı davranışlarını yakalamak için mükemmel bir tercihti. Manzaralar ve atmosfer çekimleri için ise makinenin Dinamik Aktif Sabitleme özelliğini test etmek amacıyla çoğunlukla elde kullandığım FE 16-35mm f/4 ZA OSS’yi tercih ettim. Sonuçlar etkileyici derecede akıcı ve sarsıntısızdı. Yakın plan çekimlerde, FE 50mm f/2.8 Macro da elde kullanımda şaşırtıcı derecede iyi bir performans sergiledi. Üç doğal ISO değeri de bir diğer büyük avantajdı. ISO 800 gün ışığında mükemmel çalışırken, 12.800 değeri neredeyse tamamen karanlık ortamları kullanılabilir hâle getirdi; 4.000 ise gölgeli gün ışığında daha fazla kontrol sundu. Bu esneklik olmasaydı tapirleri aşırı düşük ışık koşullarında çekmek çok daha zor olurdu.

© Rob Murray

Son Düşünceler

Beni en çok etkileyen şey Sony’nin daha büyük sinema kameralarındaki pek çok özelliği, tek başına çalışan film yapımcıları için gerçekten pratik ve işlevsel olan kompakt bir gövdeye ne kadar başarıyla taşımış olduğuydu. Dahili 16-bit X-OCN, güçlü otomatik netleme, mükemmel düşük ışık performansı, CineAlta tarzı iş akışı ve hafif gövde yapısı; tüm bunlar aradaki engelleri kaldırmak için mükemmel bir şekilde bir araya geliyor. Umarım izleyiciler filmden ayrılırken içlerinde bir umut duygusu taşırlar. Gezegenimiz çok büyük zorluklarla karşı karşıya ancak Osa Yarımadası gibi yerler doğanın yeniden canlanmasının ve kendini toplamasının mümkün olduğunu gösteriyor. İster koruma çalışmalarını desteklemek ister geri dönüşüm yapmak ister yerel topluluk hareketlerine katılmak olsun; atılan her küçük adımın büyük bir önemi var. Film yapımcılarına tavsiyem oldukça basit: Bırakın fotoğraf makinesi işinizi kolaylaştırsın. Menü sistemini çok iyi öğrenin, projeniz elverdiğinde 16-bit X-OCN formatında çekim yapın ve post prodüksiyonda size dilediğiniz esnekliği sunması için makinenize güvenin. En iyi fotoğraf makineleri çekim anında adeta görünmez olup arka plana çekilen, sizin yalnızca ışığa, kompozisyona ve hikâyeye odaklanmanıza izin verenlerdir. Bu makine tam olarak bunu başarıyor.

Öne çıkan ürünler

α Universe bülteninizi almak için kaydolun

Tebrikler! α Universe bültenine başarıyla abone oldunuz

Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin

Üzgünüz! Bir hata oluştu

Tebrikler! Başarıyla abone oldunuz