“Galatasaray benim için bambaşka bir motivasyon kaynağı,” diyor Türk spor fotoğrafçısı Mine Kasapoğlu. Bu yüzden, kulüp kendisinden takımın Avusturya’daki kampını belgelemesini istediğinde cevabı baştan belliydi. Galatasaray, Mine’nin doğduğundan beri tuttuğu takım. “Kırmızı sarı nevresimlerde uyuduğumu, halamın diktiği formaları giydiğimi hatırlıyorum,” diyor. Ancak İstanbul kulübüne olan bu sevgisi, aslında ailesinin geçmişine dayanıyor. “Dedem kulübün kurucusuyla yakındı ve kürek takımının ilk kaptanlarından biriydi. Büyükannemle de orada tanışmış, o da kadınlar takımının kaptanıydı. Annem Galatasaray’da yüzücüydü, Türkiye rekorları kırdı. Babam ise uzun yıllardır kulüp üyesi,” diye gururla anlatıyor Mine.
Mine, son üç yıldır Galatasaray’ı Sony Alpha fotoğraf makineleri ve lensleriyle çekiyor; hem kulüple birlikte çalışıyor hem de zaman zaman maçları spor foto muhabiri olarak takip ediyor. “Yıllardır dünyanın dört bir yanında profesyonel sporları fotoğrafladım ama kendi kulübümü hiç çekmemiştim. Bu fırsat gelince hissettiğim şey tarifsizdi. Artık neredeyse kişisel bir proje gibi görüyorum. Çektiğim birçok kareyi sporculara gönderiyorum, onlar da çok seviyor ve paylaşıyorlar,” diyor.
Kulübe karşı böylesine derin bir sevgi duyan Mine'nin fotoğrafları, futbolcuların tipik görüntülerinden genellikle farklı görünebilir. “Bunlar medya veya basın çekimleri değil. Örneğin, diğer takımı hiç çekmediğimden emin oluyorum, hatta kadrajda görünmelerini bile istemiyorum. Normalde böyle çalışmam ama bu durumda tek bir şey için oradayım; onları birer süper kahraman gibi göstermek için. Yüzme ve diğer spor dallarında yaptığım gibi, bu sporcuların yenilgilerini değil, iyi ve güçlü yönlerini göstermek istiyorum. Her zaman o pozitif duyguları yakalamak için oradayım.”
Mine, Sony Alpha 1 ve Alpha 9 II fotoğraf makineleriyle çekim yapıyor. “Alpha 1 makineme bayılıyorum,” diyor, “dosya boyutlarının büyüklüğüne bayılıyorum. 30 fps'de 50 megapiksel çekim yapabiliyorum. Bu kadar veri sunması ve bu kadar kaliteli olması inanılmaz, böylece görüntüleri istediğim gibi kırpıp yine de birçok ayrıntıyı koruyabiliyorum.”
Mine’nin Galatasaray ve genel olarak futbol fotoğraflarının çoğu, FE 400mm f/2.8 GM OSS lens ile 30 fps hızında 50 megapiksel olarak çekildi. “Futbol çekimlerinde 400 mm netleme uzaklığını, 600 mm veya 300 mm'den daha iyi buluyorum. Hiçbir şey 400 mm’nin kalitesinin yerini tutamaz,” diyor ve ekliyor: “Futbol için mükemmel kurulumum 400 mm'lik Alpha 1 ve oyuncuların daha yakın olduğu durumlar için FE 70-200mm f/2.8 GM OSS lens takılmış Alpha 9 II. Süper kahraman etkisi yaratmak için Mine’nin kendine göre belirlediği kurallar var. “Maçı aslında çok takip etmiyorum. Subjektif olarak ‘iyi’ bir fotoğraf için topun karede olması gerekir ama ben aynı zamanda beden diline bakıyorum. Oyuncuların maç başındaki dizilişini çekmeyi seviyorum; sanki takım olarak hep birlikte saldırıya geçecek gibi duruyorlar. O anları yüzlerinde yakalamaya çalışıyorum ve arka planı bulanıklaştırmak için genelde f/2.8’de çekim yapıyorum. Galatasaray evinde oynarken ikinci yarıda taraftarların telefon ışıklarını kaldırdığı bir an var, o ışık denizi müthiş bir arka plan oluşturuyor.”
Fotoğraf çekmek, sadece futbolcuların fotoğraflarını çekmekten daha fazlasıdır; bir anı yakalamak ve tarih yazılması ihtimalinin cazibesidir. “Bazen büyülü bir şeyler gerçekleştiğini hissediyorum ve bu beni kendine çekiyor. Galatasaray’da da böyle bir şey yaşanıyordu ve yaşanmaya devam ediyor. Takım bu seneki Şampiyonlar Ligi’nde bir mucize yaşayıp çeyrek finale, yarı finale ya da kim bilir, daha ileriye giderse? O büyülü anı yakalamak için orada olmak istiyorum.”
Uzun sezonda anlatılacak çok fazla hikâye olacak. Her şey bu yaz başladı; takım sezon öncesi kampı ve hazırlık maçları için Avusturya’ya geldiğinde, Mine Türk kulübünü ikinci vatanında fotoğraflama fırsatı buldu. Sezon öncesi dönem, yaklaşan sezon için büyük bir heyecanın hissedildiği bir zaman ve bu yıl özellikle iki oyuncu etrafında farklı bir enerji vardı. Mine heyecanla şunları söylüyor: “Kulübümüz öyle büyülü bir dönemden geçiyor ki, Mauro Icardi ve Victor Osimhen gibi Türkiye’de herkesi futbola yeniden âşık eden oyuncular geliyor. Bu oyuncular Türkiye’nin dört bir yanındaki çocukların futbola duyduğu sevgiyi yeniden alevlendiriyor.”
“Benim için anlamı çok büyük; bu sporcuların fotoğrafları beğenip paylaşması bana büyük bir tatmin veriyor. Bu dönemi belgeleyerek birlikte büyüdüğüm kulübe bir şeyler geri vermek istiyorum.”
“En doğru anda yakalanmış, ışık, enerji ve duygunun peşinde”