Bir içeceği dudaklarınıza götürürken onun nereden geldiğini veya kimler tarafından yapıldığını hiç düşünür müsünüz? Aynı soruyu tükettiğimiz pek çok şey için de sorabiliriz. Yiyecekler, kumaşlar, ham maddeler... Francisca Siza'nın ilk uzun metrajlı belgeseline ilham veren soru da bu oldu.
Büyük projelerin çoğu gibi bu da neredeyse tesadüf eseri ortaya çıktı. Bir içecek şirketi için tanıtım videoları hazırlamak üzere yapımcı Gautier Heins ile birlikte çalıştığı dönemde, mezcal çiftçilerinin ve damıtıcılarının yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik bir dernek olan Mujeres del Mezcal y Maguey del México'nun başkanı Yolanda Ruiz ile tanışmışlar. Francisca ve Gautier bu insanların hikâyesini duyar duymaz çok etkilenmiş: Baskı ve zulmün öyküsü olduğu kadar adanmışlık, koruma ve umudun da öyküsü.
“Bu hikâyeyi dünyaya duyurabilecek birilerine ihtiyaç duyduklarını gördük.” diyen Francisca şöyle devam ediyor: "Gautier beni konuyla ilgili bir belgesel yönetmem için davet etti." Ardından Meksika'da 30 gün süren yorucu ama ilham verici bir çekim ve Francisca'nın deyimiyle hayatını değiştiren bir proje ortaya çıktı.
“Başından sonuna kadar benim için çok keyifli bir projeydi.” diye açıklayan Francisca şunları ekliyor: “Yaptıkları işin takdir edilmesi için kadınların verdiği mücadeleyi anlatan bu proje, ekoloji ve sürdürülebilirlik konularını ele alıyor ve dünyanın dört bir yanına uzanan tedarik zincirlerinin diğer ucunda bulunan insanlara ve coğrafyalara karşı tutumumuz hakkında temel sorular soruyor. Davranış biçimimizi değiştirip bu insanları desteklemek konusunda yeterince özen gösteriyor muyuz?”
“Mezcal, tekila benzeri bir içkidir.” diye devam eden Francisca ekliyor: “İkisi de agave bitkisinden yapılır. Fakat tekila endüstriyel bir şekilde üretilirken, mezcal genellikle geleneksel ve doğal yöntemler kullanılarak el emeğiyle üretilir. Çiftçilerin ve damıtıcıların çoğu eski üretim yöntemlerini yaşatmaya çalışan kadınlardan oluşur.”
Öte yandan Francisca bazı geleneklerin sorgulanması gerektiğini belirtiyor. “Kadınlar mezcal markalarının ve fabrikalarının sahibi olamadığı için ne kendileri ne de aileleri emeklerinin karşılığını alabiliyordu.” Bu kadınlar derneği ise sektörde daha iyi koşullara ve haklara sahip olabilmek için 20 yılı aşkın bir süre mücadele etti. Asla pes etmediler ve en nihayetinde başarılı oldular ancak verdikleri mücadele çok zorluydu ve başkan yardımcısı Luz Maria Saavedra iki cinayet girişimi atlattı.”
Uzunca bir süre yaptıkları iş takdir edilmemiş ya da yeterince karşılık görmemiş olsa da Francisca’nın belirttiğine göre mezcal çiftçileri üretim geleneklerini yaşatmak ve doğaya duydukları saygıyı korumak için daima mücadele etmiş. Bu mücadele, üretilen içkinin giderek daha fazla rağbet görmesi ve kâr sağlaması bakımından son derece önemli bir duruş ortaya koyuyor.
“Mezcal tüketiminde büyük bir patlama yaşandığı için dikkatli olmakta fayda var.” diye devam eden Francisca ekliyor: Son iki yılda ABD'de mezcal'e gösterilen rağbet 10 kat veya daha fazla arttı. Dolayısıyla bu gelenekleri koruyan kişiler, büyük şirketlerin bu topraklara gelip ekolojiye saygı duymadan yoğun tarım uygulamaları başlatmasından korkuyor.”
“Tekila örneğinde de bu yaşandı.” diyen Francisca ekliyor: “İnsanlar ürünleri sürekli daha ucuza almak istiyor. Tekila, Jalisco eyaletinde üretiliyor ve agave bitkilerinin aşırı derecede sömürülmesi nedeniyle bu topraklar her geçen gün yok oluyor. İyi bir mezcal yapmak için bu bitkilerin uygun boyuta ulaşması 10 hatta bazen 30 yıl kadar sürebiliyor. Bu işi doğru yapıyorsanız daha fazla ürün elde etmek için olgunlaşmamış bitkileri öldürmezsiniz.”
Francisca belgeselde anlattığı hikâyeyi aktarırken Meksika'ya dair bazı tipik klişeleri de yıkmak istemiş. Kendisi bunu şöyle açıklıyor: “Çok hareketli ve dost canlısı bir ülke ancak pek çok insan film ve dizilerden gördükleriyle bu ülkeye dair klişeleşmiş bir görüşe sahip. Sanki ülke sadece çöller, şehirler ve gecekondu mahallelerinden ibaretmiş gibi bir algı var. Oysa barındırdığı pek çok güzellik mevcut. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde kültürel dokularla, geleneklerle ve özellikle de emekçi kadınların kıyafetlerindeki gibi harika renklerle karşılaşıyorsunuz.”
“Bu canlı renkleri, kırsal güzelliği ve doğanın dört bir yanını saran yeşillikleri görüntülemek benim için çok önemliydi.” diyen Francisca sözlerine şöyle devam ediyor: "Ayrıca lensime yansıyan görüntüleri süslemek için yapay bir ışığa veya etkileyici fotoğraf makinesi hareketlerine başvurmak istemedim, buna ihtiyaç da duymadım. O kadar etkileyici bir atmosfer vardı ki tek yapmam gereken fotoğraf çekmek için deklanşörü açmak oldu.”
Ayrıca Francisca'nın bir diğer amacı da tanıştığı insanların nezaketini ve cömertliğini göstermekti. Francisca bunu şöyle ifade ediyor: “Birinin hikâyelerini anlatacak olması onları çok heyecanlandırdı ve bize her şeyi göstermek istediler. Gerçekten çok yoksul yerlere gittik ama bize öğle ve akşam yemeği hazırlamaktan geri durmadılar, hatta bazen kendilerine bile yetmeyen yiyecekleri bize verdiler. Çok mütevazı ve duygusal bir deneyimdi. Tabii fırsat buldukça ikram ettikleri mezcal'i de denedik. Doğru şekilde yapıldığında çok saf ve doğal bir içki.”
Yolanda Ruiz tüm yolculuk boyunca Francisca, Gautier ve ekiplerine eşlik etti. “Uçak, otobüs ve araba yolculuklarımızda 1. günden 30. güne kadar bizimle birlikte seyahat etti, gerek yolda gerekse kamp kurduğumuzda yerde uyudu. Benim için gerçek bir ilham kaynağı oldu, bir arkadaştan çok bir anne gibiydi. Benden 20 yaş büyük ama enerjisi sınır tanımıyor. Mental ve fiziksel olarak çok güçlü biri, ayrıca herkesi tanıyor gibiydi. Gittiğimiz bazı yerler oldukça tehlikeliydi ve buralara onsuz gidemezdik.”
Francisca bu proje için yanına Sony ekipmanlarını almayı tercih etmiş. Bu ekipmanların başında Sony Alpha 7S III yer alsa da Sony Alpha 7 IV'e de yer verilmiş. Bunların her ikisi de video ve fotoğraflar için kullanılmış. “Sürekli seyahat ettiğimiz için bu fotoğraf makineleri tam bize göreydi. Sundukları taşınabilirlik ve yüksek kalite sayesinde Meksika'nın güzelliğini ve tanıştığımız insanların karakterini aynen gördüğüm şekilde yansıtabildiğimden hiç şüphe duymadım. Tabii Alpha 7S III'ün etkileyici S-Log3 modu ve diğer özellikleri nedeniyle insanlar bu makineyi video için kullanıyor ve çoğu kişi bunun fotoğraf çekimine uygun olmadığı anlamına geldiğini düşünüyor. Ben hiç böyle düşünmüyorum. 7S III'ü her türlü iş için kullanıyorum ve sonuç olarak harika fotoğraflar çekebiliyorum.”
Tamamlanan belgesel şimdi festival programına alınıyor. Francisca ayrıca projede yer alan kadınlara görüntüleri önceden göstermiş. “Gerçekten çok hoşlarına gitti ama çok sayıda kişiyle görüştüğümüz için bazıları 'Neden o filmde benden daha fazla yer alıyor?' ve 'Neden benim markam daha fazla gösterilmedi?' diye şaka yaptı.” diye gülerek anlatan Francisca ekliyor: “Fakat bunların hepsi film yapımının bir parçası ve herkes kendi hikâyesini paylaşabildiği için çok mutlu oldu.”
Öte yandan en etkili geri bildirim Yolanda Ruiz'den geldi. “Bana sesli mesaj gönderdi, neredeyse mutluluktan ağlıyordu çünkü seslerini ilk kez Meksika dışında duyuracaklardı. Film, bu insanların iş birliğiyle nasıl güç kazandıklarını ve Meksika'daki mevcut durumu nasıl değiştirdiklerini gözler önüne seriyor.”
Francisca sözlerini şöyle tamamlıyor: “En önemlisi de Avrupa'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde ve refah düzeyi yüksek diğer yerlerde ne denli ayrıcalıklara sahip olduğumuzu öğrenmiş oldum. Dünyanın her yerinde bizden çok daha az olanaklara sahip insanlar var ve her gün erken kalkmalarına, çalışmalarına ve mücadele etmelerine rağmen bizimki gibi hayatlara sahip değiller. Bu insanlar ihtiyacımız olan veya lüks olarak tadını çıkardığımız şeyleri üreten kişiler. Daha fazla empati kurabilmek için onların hikâyelerini öğrenmemiz gerekiyor. Bu anlayışı paylaşabilirsek daha iyi bir dünya inşa edebiliriz ve benim şu anki amacım da bu.”