Yaban hayatı fotoğrafçısı ve film yapımcısı Chris Schmid, 12 yıldır yaban hayatını korumanın en büyük paradokslarından birini ele alıyor: Yeryüzündeki son bakir vahşi yaşam alanlarından birini koruyup yaşatabilmek için, önce insanlara göstermeniz gerekiyor.
“Bu yerin güzelliğini paylaşmak çok önemli,” diyor İsviçreli fotoğrafçı. “İnsanlara aslanların ve çitaların ne kadar değerli olduğunu gerçekten anlatmalısınız ki, burayı korumak istesinler.” Chris, bu karmaşık meseleyi son on yıldır fotoğraf ve belgeselleriyle kayıt altına alıyor. “Eğer burayı korumak istiyorsanız,” diyor Chris, “önce bu işi yapacak yerel halkın yanında olmanız gerek. Karınları açsa, ceplerinde para yoksa insanlardan vahşi yaşamı korumalarını isteyemezsiniz.” Afrika’ya gelen turistlerin bir konaklama tesisinde kalmasının, aslında yerel topluluklara iş sağladığını ve bu eşsiz doğayı koruma konusunda motivasyon yarattığını anlatıyor. Ama koruma sadece ekonomik fayda değil, aynı zamanda turizmin dikkatli yönetilmesi anlamına da geliyor. Aşırı turizmin önlenmesi ve parklar için sıkı devlet denetimlerinin uygulanması şart. “Bu doğayı korumakla turizmi desteklemek, hem vahşi yaşamın hem de yerel halkın refahını gözetmek arasında oldukça hassas bir denge.” diyor Chris.
Chris devam ediyor:“Örneğin çok da uzun zaman önce değil Maasai halkı aslanları avlardı. Bir aslanı avlamak bir ritüeldi, bir çocuğun erkekliğe adım attığının kanıtıydı. Ancak artık bu geleneği bıraktılar çünkü şimdi bir aslanın değerinin bir zafer hatırasından çok daha büyük olduğunu anlıyorlar. Maasai halkı artık aslanları koruyor ve böylece kendi evlerini de korumuş oluyorlar.”
Chris’in doğaya duyduğu tutkunun ve değişim yaratma arzusunun temelinde, Avrupa’nın giderek evcilleşmiş manzaralarından geliyor olması yatıyor.“Avrupa’ya baktığınızda elimizde neredeyse hiçbir şey kalmadı. Bolca paramız var, istediğimiz her şeye sahibiz ama gerçekten vahşi bir yer bulmak giderek zorlaşıyor. Gelecek nesillerin doğayla bir bütün olabilecekleri alanların hâlâ var olmasını sağlamak istiyorum.” Tanzanya’daki Nomad Trust ve Botsvana’daki Natural Selection Foundation ile yaptığı çalışmalarda Chris, Sony Alpha fotoğraf makinesine ve lenslerine güveniyor. Bu sayede hayvanları, doğa koruma çalışanlarını ve yerel toplulukları özgürce fotoğraflayıp filme alabiliyor ve bu derneklerin çalışmalarına destek veriyor.
“Normal bir gün genelde güneş doğmadan, sabah 4’te uyanmakla başlıyor. Koruma alanında çekim yapabilmek için özel izinlerimiz var. Bu izin ücretleri doğrudan koruma alanına ve yerel topluluğa geri kazandırılıyor. Genellikle belirli bir hayvanı takip ediyoruz, onun hikâyesini anlatmak istiyoruz. Bu yüzden en son gördüğümüz yere geri dönüp iz sürmeye başlıyoruz. Ayak izleri ya da davranışlarına dair başka ipuçları arıyoruz. Amacımız, güneş doğmadan önce onları bulmak. Bu ışık, fotoğraf ve video çekimi için en uygun zaman. Özellikle aslanları fotoğraflarken sıcaklık çok hızlı yükselebiliyor. Sabah 9 gibi hava o kadar ısınıyor ki aslanlar dümdüz uzanıyor,” diye gülüyor Chris.“Çitalar farklı. Onlar neredeyse bütün gün hareket hâlinde oluyorlar, tabii öğle sıcağından kaçınarak.”
İnsan ilişkileri, Chris’in fotoğrafladığı yaban hayatı kadar anlamlı. Son 10 yıldır aynı yerel rehberlerle çalışıyor. “İşi kolaylaştırıyor,” diye açıklıyor. “Birbirimizi tanıyor ve anlıyoruz.”
Tanzanya’daki Ngorongoro Krateri Bölgesi’nde Nomad Trust, yerel Maasai halkıyla birlikte çalışarak aslanları izlemeye yardımcı oluyor. “Bazı aslanlar yerel hayvanlara dadanmayı seviyor, bu yüzden yıllar içinde bu hayvanlara özel bir tasma takıldı. Eğer bu aslanlar hayvanlara fazla yaklaşırsa, Maasai ya da çiftçiler telefonlarına bir uyarı alıyorlar ve hemen hayvanlarını “boma” adı verilen güvenli bir alana götürüyorlar. Bu şekilde hem hayvanları hem de aslanları, dolayısıyla insanları koruyabiliyorsunuz.”Chris, bu yaklaşımın iki taraf için de kazanç sağladığını vurguluyor: “Aslanlarla birlikte yaşamanın, onları öldürmeden de mümkün olduğunu yerel halk zamanla anlıyor. Bu sistem, Avrupa’daki yaklaşımlardan tamamen farklı. Mesela burada, İsviçre’de kurtlar var ve bir kez sığırlara saldırdıklarında hemen öldürülüyorlar. Hal böyle olunca, Ngorongoro Krateri’nde bizim İsviçre’deki kurt sayısından daha fazla aslan olması pek şaşırtıcı değil.”
Afrika yaban hayatının ve onu korumak için çalışan insanların büyüleyici görüntülerini yakalayabilmek için Chris, Sony Alpha fotoğraf makinesi ve lenslerine güveniyor. “Fotoğrafçılık için genellikle Sony Alpha 1 II, video çekimleri içinse Sony Alpha 7S III, FX6 ve Burano kullanıyorum,” diyor. “Bu fotoğraf makinelerini tercih etmemin nedeni, olağanüstü dinamik aralıkları ve ISO hassasiyeti performansları. Gün doğumundan önce çekim yaparken ya da gün batımından sonra kayıt alırken sınırları zorlayabildiğimi bilmek bana büyük bir özgürlük veriyor.”
Doğanın vahşi olduğunu Chris açıkça belirtiyor. “Bazen insanlar burayı hayvanat bahçesi sanıyor ama burası vahşi ve bunu anlamak çok önemli. Yaban hayatı ekosistemimizin bir parçası. Yeterince yırtıcı olmazsa, otçul sayısı çok artar ve bu da otlaklar için bir tehdit oluşturur çünkü sürekli yırtıcılardan kaçmak için hareket etmezler.”
Chris, izleyicinin duyarlılığını asla göz ardı etmiyor. Ekosistemin sert gerçeklerini yumuşatmak için sanatsal bir yaklaşım sergiliyor. “Çarpıcı kareler ile insanların görmek istemediği anlar arasında o ince çizgiyi tutturmak zorlayıcı olabiliyor. Alpha 1 II sensörünün yüksek dinamik aralığı sayesinde, arkadan ışık alan nesneleri çekmekten büyük keyif alıyorum. Bu teknik, izleyicinin detaylara boğulmadan, sadece bir sırtlanın avlanışı gibi sahnelerin siluetini görmesini sağlıyor. İnsanlara savananın gerçek yüzünü sunmak istiyorum, burası masalsı bir diyar değil. Aynı zamanda, belirli hayvanlar hakkındaki önyargıları pekiştirmekten de kaçınıyorum. Bunu, onların oyun oynadığı anları, aile bağlarını ve en önemlisi yavruları gösteren fotoğraflarla yapıyorum; çünkü kimse yavrulara karşı koyamaz!”
Chris’in fotoğraf makinelerine çeşitli lensler takılı, ancak her fotoğrafçı gibi onun da favorileri var. Bunlar arasında hafif FE 100-400 mm f/4.5-5.6 GM OSS, çok yönlü FE 70-200 mm f/2.8 GM OSS II ve FE 300 mm f/2.8 GM OSS bulunuyor.
300 mm lens gerçekten harika. Yanına bir de 1.4 tele dönüştürücü eklediğimde, 420 mm netleme uzaklığına ulaşıyor ve inanılmaz hafif kalıyor. Eğer ekipmanımı hafif tutmak istersem, sadece bu kombinasyonu yanıma alarak neredeyse her şeyi çekebilirim. Sürekli uzaktan çekim yaptığım için, bu lensle manzara fotoğrafları bile çekebilirim.”
Sony’nin Chris’e verdiği destek, sadece ekipmanla sınırlı kalmıyor; marka sıklıkla doğrudan yardım eli uzatıyor. Chris, “Nomad Trust, bir etobur projesi yürütüyordu,” diye anlatıyor, “yerel korucular belirli bir bölgedeki vahşi köpekleri ve aslanları tespit etmeye çalışıyordu. Ne var ki, akıllı telefon kameraları kullandıkları için köpekleri ayırt etmek oldukça zordu. Sony’ye bu konuda yardımcı olup olamayacaklarını sordum ve onlar da muhteşem zum lenslere sahip üç adet Cyber-shot™ RX10 fotoğraf makinesi temin ettiler. Bu fotoğraf makineleri, projenin vahşi köpekleri ve büyük kedileri izleme, tanımlama ve koruma çalışmalarına büyük katkı sağladı. O kadar basit bir şey ki, ama doğru araçları sağlayarak bu tür topluluklara yardım etmek gerçekten büyük bir fark yaratabilir.”
“Görüntü güçlüdür. Tek bir çekim, bir duyguyu yakalayabilir veya bakanın içinde bir duyguyu tetikleyebilir”