Londra’nın batısındaki M3 ve M4 otoyolları arasında birkaç kilometrelik yeşil alana sıkışmış olan Bracknell çevresindeki kırsal bölge, ilk bakışta yaban hayatını deneyimlemek için harika bir yer gibi görünmeyebilir. Ancak fotoğrafçı Paul Browning’e göre burası, Serengeti kadar çekici; hatta daha fazlası. “Orada bir göl var.” diye başlıyor, “Surrey’de yaşadığım yerden sadece 30 dakika uzaklıkta ve altı yıldır oraya gidiyorum. Orada bir çift büyük tepeli batağan yaşıyor; onları her bahar civcivlerini sırtlarında taşırken görebilirsiniz. Kaçınılmaz olarak, balıkçıllar birkaç tanesini kapar ancak ertesi yıl yılmadan yeniden ürerler. Onlara çok bağlandım. Bu bir evcil hayvanla olan gibi duygusal bir bağ ama gerçekte orada olduğumu bile bilmiyorlar.”
Bu deneyim, Paul'un bakış açısını uygun şekilde tanımlıyor. Aramaya giriştiğinizde, her yerde yaban hayatında bulunabilecek bir neşe var. “Üç yıldır yalnızca Britanya’daki yaban hayatına odaklanıyorum.” diye açıklayan Paul ekliyor: “Ayılar ve kurtlar gibi türleri fotoğraflamak için Avrupa’ya gidiyordum ancak evde kalmayı daha tatmin edici bulmamın birçok nedeni var.” Organize turlar ve etkinliklerin çok fazla turistik deneyim gibi gelmeye başladığını söylüyor. “Diğer hayvanlar kullanılarak yırtıcıların gizlenme yerlerinin önünde görünmeleri için kandırıldığı birçok durum olsa da bu bana doğru gelmiyor. Kendi çevremi öğrenip bu türleri doğada kendi başıma bulmaya çalıştığımda çok daha mutluyum. Elbette bu birine para verip minibüse binmek, doğancılarla çalışmak ya da yaban hayatı parklarında çalışmalar yapmak kadar kolay değil ama bana göre bunların çoğu evcil hayvan fotoğrafçılığından farksız. Bunun bir parçası olmak istemedim ve Britanya'nın dört bir yanında mevsimler boyunca yaban hayatını takip etmeyi seçtim.”
Paul, yaklaşımını “Işığı Kovalamak, Mevsimleri Takip Etmek” adını verdiği bir sohbet dizisinde özetliyor. “Yaban hayatındaki tüm bu güzelliklerin burada, yanı başımızda olduğunu göstermeye çalışıyorum.” diyerek amacını açıklayan Paul şöyle devam ediyor: “Yani 20 bin pound harcayıp Afrika'ya gitmenize gerek yok. Dışarı çıkın ve bahçenizdeki kuşları dinleyin. Bir besleme masası kurun ve birkaç dalla tünekler oluşturun. Bu şekilde bağ kurmanız çok daha kolay ve bence daha dürüst ve ödüllendirici bir çalışma şekli.” Paul, bu yıl Instagram'da Britanya yaban hayatında fotoğraf çekmeyi konu alan 30 adet beş slaytlık rehber hazırladı. Kişisel yolculuğu onu davul ve bass DJ’liği, plak dükkanı işletmeciliği ve profesyonel snowboard fotoğrafçılığı gibi çeşitli işlerden sonra doğa fotoğrafçılığına yönlendirdi. “Snowboard Dünya Kupası’nın resmi Team GB fotoğrafçısı olduğumda bu son işimde zirveye ulaştım.” diyen Paul ekliyor: “Öte yandan, yarışmacıları beklerken sık sık yamaçlardaki yaban hayatını fotoğraflıyordum. Derken Covid-19 karantinası geldi ve evimin bahçesinde bolca makro fotoğrafçılık yaptım. BBC Springwatch'a davet edildim çünkü profesyonel bir spor fotoğrafçısının neden arı fotoğrafları çektiğini merak ediyorlardı. Hayat yeniden normale döndüğünde, bunu yapmayı ne kadar sevdiğimi fark ettim. O zamandan beri, özellikle doğayla iç içe olmanın hayatınızda yapabileceği değişiklikler konusunda, başkalarına da aynı duyguyu bulaştırmak istiyorum. Bracknell'deki göl gibi, evimin yakınındaki bir arazinin ortasında yer alan ağaçlık bir alan var. Sadece 100 metre kare ama tamamen canlı. Harika benekli ağaçkakanlar, çalıkuşları var... Adeta bir altın madeni gibi. Kuşların sesi trafiği bastırıyor ve kendinizi daha iyi hissetmek için orada olmanız yetiyor.”
“Ülkemiz çok güzel ve yaban hayatı bulmak için çok uzağa gitmenize gerek yok.” diye devam ediyor. “Londra'dan sadece birkaç saat uzaklıktaki Norfolk’a gittiğinizde şehirden binlerce kilometre uzakta hissettiren yerler var. Yabani tavşanlar, akbabaları, kerkenezleri ve tilkileri görebilirsiniz. Ayrıca düzenli olarak gittiğim RSPB Leighton Moss gibi rezervlerde bıyıklı baştankara gibi güzel küçük kuşları gözlemleyebilirsiniz. Oldukça yaygınlar ancak zamanlarının çoğunu sazlıkların derinliklerinde geçirdikleri için insanlar onları görmüyor. Beslenmek için dışarı çıkana kadar beklemek zorundasınız.”
Arazide çalışma becerileri çalışmalarının önemli bir parçası olsa da Paul bu becerilerin kendisine bir anda gelmediğini açıkça itiraf ediyor. “Yaban hayatını anlamak için kesinlikle çok çalışmam gerekti.” diyen sanatçı şöyle devam ediyor: “Sporda uzunca bir süre bekleseniz de eninde sonunda pistte bir şeyler olacağını bilirsiniz. Yaban hayatında ise çok daha fazla yatırım, planlama, araştırma vardır, ancak hepsinin bir araya gelmesi yakaladığınız fotoğrafı gerçekten hak ettiğiniz anlamına gelir. Bugüne kadar başka hiçbir şey benim için böylesine tatmin edici olmamıştı.” Aslında avın heyecanı o kadar ödüllendirici ki Paul fotoğraf çekmesi gerektiğini sık sık kendine hatırlatmak zorunda kalıyor. “İşaretleri bir araya getirmek, hareket izleri aramak, ayak izlerini ve beslenme kalıntılarını incelemek, hava karardıktan sonra tekrar bölgeye dönmek, saatlerce saklanıp beklemek... Tüm süreç insanı öylesine içine çekiyor ki sonunda peşine düştüğünüz canlıyı görmek bile başlı başına bir ödül gibi geliyor” diyor. “Öte yandan, sanat öğrenimimden gelen bir estetik algım da var. Aklımda her zaman belirli bir kompozisyon ya da ışık oluyor. Bir yandan da bunu yakalamaya uğraşıyorum. Örneğin, peçeli baykuş fotoğrafı çekiyorsam mükemmel noktayı, arka planı, negatif alanı, avıyla birlikte uçtuğu pozu hayal etmiş oluyorum. Bu bir tür obsesif kompulsif bozukluk gibi. Uzun bekleyişlerime tanık olan yaban hayatını kullanarak, hayal ettiğim sanat eserini yaratmak istiyorum.” Paul, Sony kitinin yeni fırsatlar yarattığını da söylüyor. "Şu anda bir Alpha 1 ve bir Alpha 1 II kullanıyorum ve bu aletleri gözü kapalı kullanabilecek kadar kendimi eğittiğim için bu fotoğraf makinelerini tüm yönleriyle tanıyorum. Önünüze bir fırsat çıktığında ISO'yu nasıl değiştireceğinizi hatırlamakla zaman kaybedemezsiniz. Ayrıca, Bird AF gibi inanılmaz özellikler sayesinde, ekranda izlemem gereken tek şey histogramım oluyor.”
“Yakın zamanda eklenen ve beni gerçekten heyecanlandıran bir özellik de ön çekim modu.” diyen Paul deneyimini şu sözlerle anlatıyor: “Bir nesneyi yeterli düzeyde gözlemleyerek ne zaman hareket edeceğini tahmin edebilirsiniz ancak şunu söyleyebilirim ki tüm yaban hayatı fotoğrafçıları bir kuşun havalanması gibi bir kareyi kaçırmıştır. Başardığınızı sanıyorsunuz fakat elinizde kalan tek şey boş bir tüneğin üst köşesindeki bacaklar oluyor. Ön çekim modu durmadan kayıt yaptığı için size yaklaşık bir saniyelik avantaj sağlıyor. Böylece anı kaçırmak zorlaşıyor ve fotoğraf makinesinin 30 fps hızı sayesinde daha önce hiç görmediğim kanat şekilleri elde ediyorum.” Paul, yerel yaban hayatıyla bağlantı kurmanın faydalarını kişisel olarak deneyimlemenin yanı sıra diğer kişilere sağlayabileceği faydaları da bizzat görmüş. “Hasta olduğu için evinden çıkamayan bir komşum vardı. Ben de kuşları ve yaban hayatını görmesi için ona, ‘Seni haftada bir kez şu karşıdaki açık araziye götüreyim’ dedim. Hissettiği fark çok büyük. Şimdi her zaman gitmek istiyor. Bir de annem var. Daha önce hiç kuşları fark etmemişti. Ben de nehirde bir su karatavuğunu nasıl arayacağını gösterdim ve kuş seslerine dikkat çektim. Şimdi bana gördükleri hakkında sürekli mesaj atıyor.”
Birini dışarı çıkarmak, hatta sadece sokağın aşağısına ya da eve yakın bir ormana götürmek bile böyle bir etki yaratabiliyor. Britanya yaban hayatı çok güzel. İnsanların telefonlarını bırakmalarına ve çevrelerindeki dünyaya değer vermeye başlamalarına neden olabilir.”