Yüksek, buz kesmiş bir Moğol platosunda bir yerlerde, yaban hayatı fotoğrafçısı Andy Rouse hayatı anlamlı kılacak bir olay yaşamak üzere. Ama güzel olan her şey gibi, bunun da biraz çaba gerektireceği kesin. “Rüzgar ve karın şiddetiyle sarsılan aracımızda oturmuş altı saat sonra buraya berbat bir halde geri döneceğimi düşünüyordum,” diye açıklıyor. “Aynı zamanda harika şeyler görmüş olacağımı umuyordum.”
Saatler sonra Andy, dilek listesindeki büyük bir hedefi işaretleyerek geri döndü. “Oradaki gizlenme yerlerinde üç gün geçirmiştik,” diye hatırlıyor. “Dünyanın bulunması en zor kedilerinden biri olan kar leoparını tamamıyla vahşi doğada fotoğraflamayı umuyorduk. O sabaha kadar hiçbir şey yakalayamamıştık ama bir ara karşımdaki tepeyi lensimle tarıyordum ki bir kaya hareketlendi ve dönüp bana baktı. ‘Aman Tanrım, bir kar leoparı!’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Her zaman hayalini kurduğum bir türü yaban hayatında görmek beni adeta büyülemişti. O anı yaşayabildiğim için çok şanslı hissettim.” -20ºC'lik sıcaklıkları ve platodan 1.000 fitlik tırmanışı göz önüne alınca Andy’nin bu anı hak etmediğini söylemek mümkün değil. Bu inanılmaz fotoğrafları çekmek için katlandığı koşulları anlatması istendiğinde tek kelimeyle özetliyor: “Korkunç! En iyi kutup ekipmanlarına sahibim ancak o sıcaklıklarda saatlerce oturduktan sonra vücudunuz artık tepki vermeye başlıyor. Kontrolsüz bir şekilde titriyorsunuz ve elleriniz donarak pençeye dönüşüyor.”
“Başa çıkmak zor ama yaşam alanları bu olduğu için bunu yapmak zorundasınız,” diye devam ediyor. "Görmeyi hayal ettiğiniz hayvanlar için kendinizi bu zorlu koşullara sokuyorsunuz. Ayrıca, nesne ile aynı ortamı deneyimlediğimde her zaman daha iyi fotoğraflar çektiğime inanmışımdır. Kendinizi ortama kaptırmanız gerekiyor; sıcak bir araçta oturup sıcak çorba içerek çekim yaparsanız tüm o gerçeklik kaybolur. Fotoğraflarım için çalışmayı her zaman sevmişimdir ve bu kar leoparlarını çekmek fiziksel olduğu kadar yaratıcı bir zorluktu da.” Moğolistan'ın ıssız ovaları ve ürpertici dağları yaban hayatının sembolüyken orada bulunmanın yaratıcı boşluğa karşı verilen mücadelenin doruk noktası olması ironik görünüyor. Ama Andy için durum tam da böyleydi. “Böyle bir keşif gezisi için gereken tüm planlama ve hazırlıkların yanı sıra, bu çalışma esas olarak fotoğrafçılığa olan gerçek sevgimi yeniden bulmak üzere yıllar önce başlamıştı,” diye açıklıyor. “Onlarca yıldır profesyonel yaban hayatı fotoğrafçısıydım ve artık tükenmiştim. Ailemle daha fazla zaman geçirmek ve evime yakın olmak istiyordum. Covid salgını vurduğunda işim bitti ve başka seçeneğim kalmadı.”
"Ama bu bana işimde neyin önemli olduğunu keşfetme fırsatı verdi,” diye devam ediyor. “Sadece keyif aldığım için fotoğraf makinemle tekrar dışarı çıkmaya başladım, gizlenme yerleri kurdum ve projeler yaptım. Üzerimde bir baskı olmadan sadece hayvanların etrafında olmanın tadını çıkardım. Böylece tekrar odaklandım ve yeniden bağlantı kurabildim. Düşünüyorum da kar leoparlarını görme şansına birkaç yıl önce erişseydim, bu riski almayabilir veya bu deneyimi aynı şekilde yaşamayabilirdim.” Yaratıcı bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu hissetmesine rağmen, Andy'nin kariyerinde saha çalışmasındaki engin bilgisi gibi ona her zaman yardımcı olacak unsurlar vardı. “Kar leoparlarının bu kadar ikonik olmasının nedenlerinden biri, onlara yaklaşmanın çok zor olması,” diye açıklıyor. “Sürecin bir parçası doğru insanlarla doğru yerde bulunmak olsa da bir fotoğrafçı olarak oraya vardığınızda nasıl davranmaz gerektiğini mutlaka bilmelisiniz. Kar leoparları ile hiç deneyimim yoktu ama yırtıcı hayvanları çok iyi tanıyordum.”
“Utangaç ve temkinliler ve bizi pek sevmezler, ki bu da oldukça mantıklı. Bu yüzden sizi nasıl algıladıklarının çok iyi farkında olmanız gerekir. Bu, fotoğrafçılık açısından size fırsatlar sunar. Tetik noktalarının ne olduğunu bilirseniz onları daha uzun süre gözlemleyebilirsiniz. Giyinme şekliniz, hareketleriniz, hatta düşük ışıkta flaş gibi parlayacağı için fotoğraf makinenizin ekranını kullanmamak veya pil değiştirmek istediğinizde ceplerinizi sessizce açmak gibi şeyler bile önemlidir.” Saha becerileri ona bir fırsat sunduğunda uzun yıllara dayanan deneyimi ve Sony donanımı sayesinde Andy bu fırsatı kendinden emin bir şekilde değerlendirebilecekti. “Kar leoparı gezisinin gerçekleşmesi için birçok insan çok çalıştı. Ailem, arkadaşlarım, menajerlerim, rehberlerim… Hepsi birlikte beni bu noktaya getirdi. Bu yüzden bir anlık mutluluğun ardından, tamamen elimden gelen en iyi fotoğrafları çekmeye ve onları hayal kırıklığına uğratmamaya odaklandım. Yavrular da dahil olmak üzere toplam beş kediyi yakalayacak kadar yaklaşabildik. Tek kelimeyle muhteşemdi.” Peki, bize bu konuda yardımcı olacak bazı ipuçları var mı? “İnsanlara her zaman öğrettiğim şeylerden biri, fotoğraf makinesini dokunarak tanımak gerektiğidir. Önünüzde harika bir şey gerçekleşirken doğru düğmenin nerede olduğunu düşünmek istemezsiniz. Gözümü vizörden ayırmamak için Sony Alpha 1 II fotoğraf makinelerimi tam istediğim gibi özelleştirdim. Otomatik Netleme seçenekleri gibi öğeleri de yalnızca ihtiyacım olduğu şekilde düzenledim, böylece seçenekler arasında bir saniyeden daha kısa sürede geçiş yapabiliyorum.”
25 yılı aşkın bir süredir profesyonel olarak çalışan Andy, yalnızca son 18 aydır Sony Alpha ekipmanı kullanıyor olsa da avantajlarını çoktan deneyimledi. Kar leoparlarını Sony A1 II ve FE 600mm f/4 GM lens ile fotoğraflamanın yanı sıra FE 200-600mm f/5.6-6.3 G OSS ve FE 300mm f/2.8 GM OSS lenslerin keyfini çıkaran biri olarak şöyle diyor: “Bence bu fotoğraf makinelerine ve lenslere edebileceğim en büyük iltifat, ‘yapamam’ düşüncesini aklınızdan çıkarmaları.” “Özellikle, Alpha 1 II'nin 50 megapiksel çözünürlüğü bu tür projeler için çok önemli,” diye devam ediyor. “Çünkü kadrajı kırparak görüş alanımı genişletebiliyorum. Çözünürlüğü yarıya indirip 25 megapiksele düşürürsem bu 600 mm iki katına çıkarak 1200 mm oluyor ve TC 1.4x tele dönüştürücü ile birlikte neredeyse 1700 mm’ye ulaşıyor. Yakınınızda olmak istemeyen büyük kediler için mükemmel bir özellik. Ayrıntı ve netlik, baskı ve görüntülerin medyaya satılmasında da hayati önem taşıyor çünkü beni profesyonel bir fotoğrafçı yapan şey bu.
Andy, yolculuğu sırasında fotoğrafçılıkla ilgili beklentileriyle kişisel hedefleri arasında bir denge kurmaya çalıştığını söylüyor. “Tecrübe edindikçe daha gerçekçi oluyorsunuz,” diye açıklıyor. “Benim için bu tür karşılaşmalar bir ayrıcalık, fotoğraflar ise bir bonus. Bu kadar nadir ve değerli bir şeye tanık olduğunuz için fotoğraflar hakkında aynı şekilde düşünmüyorsunuz. Ancak tabii ki fotoğraflar da önemli, çünkü her biri bir çevreyi koruma aktivistinin fon bulmasına veya bir çocuğa dünyamızda korumamız gereken güzellikler olduğunu öğretmeye yardımcı olma gücüne sahip.” Geçtiğimiz yıl boyunca Sony ekipmanlarıyla çalışan ve işine olan sevgisi yeniden canlanan Andy, bunun etkisini fotoğraflarında da görmüş. “Bu yıl yeniden ödüller kazanmaya başladım. Bence bunun en büyük nedeni, insanların fotoğraflarıma baktıklarında hissettikleri. Tüm deneyimlerim orada var olmaya devam ediyor, aynı zamanda uzun zamandır sahip olmayı özlediğim mutluluk da. Sevdiğim şeyleri görmenin ve onları korumaya yardımcı olmanın verdiği mutluluk.”